29 Ocak 2008 Salı

Tully


Tully seyrettiğim en güzel filmlerden biriydi. Sarsıcı. Tavsiye ediyorum.

20 Ocak 2008 Pazar

Samantha Lamb
Yağmurlu genç kadın.....

14 Ocak 2008 Pazartesi

Orhan Veli Kanık- Kurt


Ah! artık benim de benzim sarı,
Damar kanımı dolaştırmıyor,
Hiçbir kıyıya ulaştırmıyor,
Beni Sehrazad'ın masalları.

Anlamıyorum dilinden artık
Geceyi saran güzelliğin.
İçim, kor bir kuyu gibi derin,
Ve sonsuz rüyasında yalnızlık.

Susmak istiyorum, susmak bugün.
Susmak, hiçbir üzüntü duymadan,
Büyük bir kuş iniyor semadan.
Sükût, bu indiğini gördüğün.

Artık tırtılları beslemiyor
Bahçemin orta yerindeki dut.
Başıma kondu ebedî sükût.
Gün yeniden doğmak istemiyor.

Kuşla oldumsa da senli-benli,
Beynimi kurcalıyan bir kurt var:
Anlamak istiyorum, ne yapar
Rüzgârı boşalınca yelkenli?

10 Ocak 2008 Perşembe

Bette Midler / For The Boys / P.S. I LOVE YOU


Dear, I thought I'd drop a line.
The weather's cool. The folks are fine.
I'm in bed each night at nine.
P.S. I love you.

Yesterday we had some rain,
but all in all I can't complain.
Was it dusty on the train?
P.S. I love you.

Write to the Browns just as soon as you're able.
They came around to call.
I burned a hole in the dining room table.
And let me see, I guess that's all.

Nothin' else for me to say,
and so I'll close. Oh, by the way,
everybody's thinkin' of you.
P.S. I love you.

I do my best to obey all your wishes.
I put a sign up. Think
now I got to buy us a new set of dishes,
or wash the ones that have piled in the sink.

Nothing else to tell you, dear.
Except, each day feels like a year.
Every night I'm dreamin' of you.
P.S. I love you.
P.S. I love you.
Filmi tüm kalbimle öneriyorum: For The Boys

07 Ocak 2008 Pazartesi

Hayat bana bu oyunu hep oynar.




1 Ocak 2008 tarihli yazımda demişim ki:


"Düşünsenize anılarımızı nasıl saklıyoruz?


Çoğunu aklımızda, kalbimizde... Ama sadece damağımızda bıraktığı tatla... Belki uzun yıllar sonrasında o bile kalmıyor. Bir çoğu da maddesel şeylerle eşleştirilmiş. Bir fotoğraf, bir şarkı, bir parfümün kokusu, bir yüzün görüntüsü, kişisel eşyalarımız, evlerimiz v.s. ile...


Deprem gerçeği belki bir yangın ve belki ölüm bunlara zarar verebilir. Peki bunları nerde nasıl tüm ayrıntılarıyla muhafaza edebilirim?


İşte o zaman cevap burası gibi geliyor."


Az önce oturmuş ayva reçeli tarifi arıyordum internette. Önce portakal ağacına baktım. İlk haberide orda gördüm. Ordan, burdan derken nihayet bloğuna ulaşabildim:





Bakın 20 Kasım tarihli son yazısında ne demiş:


"Merhabalar;
Bu keki gelecek tarif diye koydum kenara ama, sıra gelene kadar kokacaktı nerdeyse ben bişey olmadan size tarifini vereyim diye düşündüm... :):)
Tarifi vereyim ki sanırım bir müddet bloğumla ilgilenemeyeceğim...
Pazar günü başladı nefes alamama, pazartesi günü evden çıktığımda yürüyerek 3 dk süren okuluma tam 15 dk da gidebildim. Okula gittiğimde zaten nefes alamıyordum... Apar topar hastaneye götürdüler. Yapılan sonuçlarda astımımın çok kötü seviyeye ulaştığı anlaşıldı. Üstüne üstlük 7.9 çıkan kan sayımım sonucunda doktor ayakta nasıl durabildiğime şaştı. Çünkü 7.8 çıkarsa sonuç kan takviyesi yapılması gerekiyormuş. Anlayacağınız şu ana gerek ciğerlerimin isyanı gerekse kanın yeterli oksijen taşıyamaması sonucunda ben yerle yeksan durumdayım. Bir odadan diğerine gidişim bile 10 dk sürüyor. Yolda mola veriyorum :). Az öncede eve doktor geldi ve oksijen tüpü bağlandı. Verdiğim arada yazıyorum bunları. Bunları demogoji olsun diye anlatmadım. Ortalıklarda görünmezsem ve hani merak eden olursa diye.
Hepinize bol bol sevgiler arkadaşlar"


Son sözünde de SEVGİ var. Onun vedası...


Ben size üç senedir burda bunu vermeye çalıştım. "Son" un bir elektrikli süpürgenin fişini prizden çekmekle aynı olduğunu, işte bu nedenle ertelemeden vazgeçmeden yaşamak gerektiğini söyledim. Aklımız alsa da, almasa da bir gün biri fişimizi çekecek. Bunu bilerek, kabullenerek yaşamaktan başka çaremiz yok. Belki bu yolla affetmeyi, alçakgönüllüğü, şükretmeyi, ve çevremize hakettiği gibi davranabilmeyi öğreniyoruz. Bunu düşünün lütfen. Yapabildiğimiz kadarını yapalım en azından.


Esra nurlar içinde yatsın, yaptığı iyiliklerle anılsın.


Sevgiler


06 Ocak 2008 Pazar

Do you feel my heart beating, do you understand?

Not: Fotoğraf Alicia Bock a aittir.
*
Bana uzaksın.

İçindeki ses gerçeği kendine saklar: “ Uzağım.”

Cevap vermeyecek misin?

Neyi değiştirir?

Birbirimize dürüst davrandığımızı düşündürtebilir bana.

Neyi değiştirir?

İhtiyacımı düşündüğünü gösterir. Gerçek birşeylere tutunma ihtiyacımı.

Bu seninle ilgili. Benimle ilgili değil. Gerçeklik ihtiyacın.

Sense hayalleri seviyorsun.

Gerçek olamayacak kadar güzel olanı diyelim.

İhtiyaçlarımızın tamamı tıpkı bu ikisi gibi birbirinden farklı mı?

İkimiz ile ilgili düşünmemiz gereken farklılıklarımız değil. Farklılıklarımızı sevebiliriz. Anlayış gösterebiliriz. Yapabildiğimizce... Önemli olan yapabildiğimizin yetip yetmeyeceği...

Birbirimize eskisi kadar ilgi duymuyoruz. Neye sahip olduğumuzla ilgilenmiyoruz.

Sen demek istediğinde sen diyebilirsin. Biz demek zorunda değilsin.

Kırıcı olmak istemiyorum.

Bu kadar hassasiyet insanı dürüstlükten uzaklaştırır.

.......


.......


Seninle ilgili hayallerim vardı. Seni çok mutlu edebilmekle ilgili... Bunu istemek yetmez mi...

Bu bir yolculuk... Varılacak bir durak değil... Beni bir evle, arabayla, hediyelerle mutlu edemezsin... Beni güzel anılarla mutlu edebilirsin...

Ne yapmak istersin? Bir tatil belki... Uzaklaşalım mı buralardan.?
( Gülümseyerek kadının ellerine uzanır. )

Dürüst olmam gerekirse, böyle bir konuşmanın içinde geçtiğinde “tatil” kelimesi beni heyecanlandırmıyor. ( Ellerini adamın avuçlarından çeker. )

Adam öfkesine hakim olamayıp kadına bağırır: Bunun bana ne yaptığının farkında mısın? Özgüvenime ne yaptığının farkında mısın? Beni ne tür bir başarısızlık korkusunun avucuna savunmasızca bıraktığının farkında mısın? Aşkta başarısızlık ne demek farkında mısın? İhtiyacın olan kalbi fethedememenin ne demek olduğunun farkında mısın?

Mesele de bu: Senin ihtiyacın ONAYLANMA. Ne kadar “iyi” olduğunun onaylanması.

Şımarıksın sen.

Olduğum gibiyim en azından.

Ne istiyorsun bitirmek mi? ( Umursamazca konuşmuştur. )

Ne istediğimle ilgili son kararımı vermiş olsaydım, kararım gitmek olsaydı, çoktan gitmiştim biliyorsun.

Seni korkun alıkoyuyor. Dışarıda kendinle ilgili ne yapacağına dair en ufak bir fikrin yok. ( Savunmasız bir anında kurbanına bıçağını saplayabilme fırsatını yakalamış avcının tatmin dolu sesiyle, hemen peşinden vicdan azabını duyumsayarak)

Bana hayatı iki şey sevdirir. Biri aşk diğeri özgürlük. Aşkım için hayatımı veririm ama özgürlük için aşkımı da feda ederim. Alexander Dumas Fils.

Benden hala vazgeçmedin.

Altın kafesteki kuş gibi hissetmeme rağmen.

Beni seviyorsun.

Ne farkeder?

Benim için çok şey...

Benim için herşey demek değil.

Böyle konuşma...

Yanlış birşeyler var. Beni anlamıyorsun. Açıklasam bile hep aynı yerden bakıyorsun bana. ( Gözleri dolar. )

Bencil miyim ben? Bu mu söylemek istediğin.

Kim kime suçlusun diyecek kadar suçsuz bu konuda? Kendini düşünmek en temel içgüdümüz. ( Zorla gülümsemeye çalışır, tükendiğini gizlemeye çalıştığı anlarda hep yaptığı gibi. )

Seninle konuşmak ...

Yorucu. ( "Anlamıyor" der içinden. )

Evet

Dışarı çıkacağım. Biraz yürüyüş yapmak istiyorum. Döndüğümde sıcak şarap içeriz. Olmaz mı?

Tamam. ( Gülümser, gözlerinin içiyle )

Tamam.

CD playerını alıp çıkar sokağa. The Bangles söylüyordur “Eternal Flame” i:

"Close your eyes, give me your hand, darling

Do you feel my heart beating, do you understand?

Do you feel the same, am I only dreaming?

Is this burning an eternal flame?

I believe it's meant to be, darling

I watch when you are sleeping, you belong to me

Do you feel the same, am I only dreaming

Or is this burning an eternal flame?

Say my name, sun shines through the rain

A whole life so lonely, and then you come and ease the pain
I don't want to lose this feeling"
"I don't want to lose this feeling" diye yakarır içinden.

04 Ocak 2008 Cuma

Victor-Marie Hugo / Les Misérables



Doğru veya yanlış, kişiler konusunda söylenenler çoğu zaman, onların yaşamında, özellikle yazgılarında, davranışları kadar yer tutar.





.... İmparator, dayısını ziyarete geldiği bir gün, bekleme odasındaki sayın rahip, Majestelerinin yolu üzerinde bulunuyormuş. İmparator, bu yaşlı adamın kendisine oldukça merakla baktığını görünce, dönüp sert bir biçimde "Bana bakan bu Allahlık ihtiyar kim?" diye sormuş. Bay Myriel, " Majesteleri" demiş, "siz zavallı bir ihtiyara bakıyorsunuz, oysa ben bir büyük adama bakıyorum. Her ikimiz de durumdan yararlanabiliriz." İmparator hemen o akşam Kardinale papazın adını sormuş. Bir süre sonra, Digne Piskoposluğuna atandığını öğrenince Bay Myriel çok şaşırmış. ....





İşleyen çok çene, düşünen pek az kafa.





.... ( Bayan Baptistine'nin bedenini tanımladıktan sonra ) ; bir ruhun yeryüzünde kalabilmesi için sanki bir bahane.





Hiçbirşeyi çabucak, bunu oluşturan durumları, olayları hesaba katmadan yargılayıp suçlamazdı: "Suyun geçtiği yolları görelim hele bir" derdi.





En ulu, en yüce şeyler, çoğunlukla,en az anlaşılabilen şeyler olduğundan....





İnsanların yasasını görmeyecek kadar Tanrı yasasına saplanmak, bir yanılgıdır.





Bay Myriel'i her saat hastaların, ölüm halindekilerin başucuna çağırabilirlerdi. Biliyordu ki onun en büyük görevi, en kutsal ödevi oradaydı. Dulların, öksüzerin onu çağırmasına gerek kalmazdı, o kendiliğinden gelirdi. Sevdiği eşini yitiren adamın, çocuğunu yitiren ananın yanıbaşında saatlerce hiç konuşmadan oturmasını bilirdi. Ne zaman susması gerektiğini bildiği gibi, konuşacağı zamanı da iyi bilirdi. En iyi avuntuyu verip , üzüntüyü unutturarak yok etmeye çalışmazdı ama onu yücelterek, umut yoluyla ulaştırırdı. Derdi ki: "Ölülere karşı takındığınız tavra dikakt edin. Çürüyen şeyi düşünmeyin. Göz kırpmadan bakın. Gökyüzünün derinliğinde sevgili ölünüzün ışıldadığını göreceksiniz." İnancın en doğru yol olduğunu bilirdi. Umutsuzluğa düşen adama yazgıya boyun eğmiş kişiyi göstererek öğüt vermeye, onu yatıştırmaya çalışır, bir yıldıza yönelen acıyı göstererek, gömüte bakan üzüntüyü değiştirmeye çabalardı.





Mihrapların en güzeli, avuntu bulup Tanrıya dua eden bir zavallının ruhudur.





"nisi Dominus custodierit domumin vanum vigilant qui custodiunt eam" "Bir konutu Tanrı koruyamazsa, onu koruyanlar boş yere uykusuz kalırlar."





Ne var ki yükselen kişilerde hoşumuza gidenleri, düşenlerde daha az beğeniyoruz.





Tanrıyı incelemiyordu. Ona hayran oluyordu.





Ayaklarının dibinde yetiştirilebilen, toplanabilen her şey, başının üstünde incelenebilen, düşünülebilen her şey, yerlerde birkaç çiçek, gökte bütün yıldızlar...





Dante' ler Michelangelo'lar için yaşlanmak gelişmek artmaktır; acaba Anibad'lar, Bonaparte'lar için bu eksilmek, düşkünleşmek miydi?




Sefiller- Victor Marie Hugo